Apr 03 2008

Yeni Kitap

Published by admin

1.1

Annemden korkuyorum. Karımdan korkuyorum. Nedenini bilmiyorum. Ama şunu biliyorum ve eminim ki günün birinde beni öldürecekler. Lütfen bana yardım edin…

GizliKadinlarOrgutu.Org sitesi okur yorumu

Kapının önünde önce fısıldaşmalar duyuldu. Sonra kapının önünde konuşanların sesi yükselmeye başladı. Tıkırtılar geldi. Tıkırtılar kesilince önce bir tekme sesi geldi kapıdan. İkinci tekme sesiyle kapı menteşelerinden sökülerek yere düştü. İçeri en az yirmi tane polis girdi. Fakat kapıdan içeri girer girmez kafalarını sağa çevirselerdi salonun ortasında koltuğunu onlara doğru çevirip oturan adamı, aradıkları adamı görebilirlerdi. Ama hayır… Önce koşa koşa içeri gittiler sonra telaşlı sesler çıkararak salona doluştular. Silahının namlusuna mermi sürmüş polisler istese, koltuğunda kıpırdaman televizyon seyreden adamı lime lime edebilirlerdi.

Ama polisler silahlarını adamın üstüne doğrultup onuyere yatması için tehdit etmeye başladılar. Hiçbiri onun yanına yaklaşamıyordu. Sonuçta içeride bu kadar polise gülerek bakan, bir yandan televizyon seyreden adamın soğukkanlılığı inanılmazdı. Adam bu haliyle kendine yakıştırılan lakabı sonuna kadar hak ediyordu: Karındeşen Can!

Polisler yere yatırdıkları bu adamın üstüne on kişi birden atlayıp o karmaşa içinde bileklerine üç kelepçe birden geçirdiler. Bir yandan itaat etmesi için ona bağırıp duruyorlardı. Karındeşen, polislerin hiçbirine itiraz etmiyordu. Ama polislerin kimi kıpırdama, kimi yat kimi ayağa kalk yürü dediği için ortada bir karmaşa vardı. Yine orada ne olduğunu bilmeyen, içeri yeni giren birisi, elleri kelepçeli bir adamın on polse posta koyduğunu sanabilirdi. Nitekim içeri sızan acar gazete muhabiri de olayı kelimesi kelimesine böyle algıladı. Ertesi günün manşet ve fotoğrafları çıkmıştı işte.

İki üç dakika içinde gazeteci ortadan defedildi. Silahlar bellere geri takıldı. Emniyet müdürü eve gelerek suçlunun koluna girdi ve yakalayan karakolun komiseriyle birlikte muzaffer bir komutan edasıyla dışarı çıktılar.

Apartmanın kapısından bir polis ordusuyla çıkarlarken bir anda flaşlar patladı. Gazeteciler sanki orada soru sormak zorundaymış gibi birbiri ardına hiçbiri anlaşılamayan sorularını yönelttiler çıkanlara. Kameralara poz vermekten için neredeyse suçluyu yere düşürecek olan komiser hayatı boyunca hep söylemek istediği şeyi yüksek sesle ve tam istediği gibi uzakta belirsiz bir noktaya bakarak söyledi: “Arkadaşlar operasyon tamam. Yarın sabah emniyet müdürlüğünde bir basın toplantısı düzenleyeceğiz…”

Gazeteciler biraz hayal kırıklığına uğradılar. Çünkü onlar gece muhabiriydi. Çünük o sırada geceydi. Eğer orada konuşulacak birkaç kelime verilmiş olsaydı ertesi gün haber onlara yazacaktı. Oysa şimdi haber müdürlerinin gözdesi sabahçılar kapıp gideceklerdi haberi onların elinden. Kötü bir durumdu bu. Mecburen olayan birkaç şey uydurmak zorunda kalacaklardı haber merkezine elleri boş gitmemek için. Hatta üç beş kişi sözleşip aynı yalanı uyduracaklardı ki yalan biraz daha gerçek gibi görülsün.

Karındeşen Can söylentilere göre 40 ila 100 arası kadını öldürmüştü. Ülkenin ilk seri katiliydi bu anlamda. Sadece kadınları öldürüyordu. Sahip olduğu ceset sayısına bakılacak olunursa dünyanın önde gelen seri katillerinden biriydi. Aylardır peşinden koşuyordu tüm emniyet teşkilatı. Hatta filmlerde görmeye alışılan dünyanın önde gelen polis örgütleri de aramaya katılmışlardı.

Karındeşen Can müthiş bir karakterdi. Kendine has öldürme biçimleri vardı. Sadece kadınları öldürüyor, başka hiç kimseye dokunmuyordu. Şeytanın bile aklına geleyecek planlarla evlere giriyor ve kurbanlarını kısa sürede bitiriveriyordu. Bir gecede dört kadını birden öldürdüğü olmuştu. Çok hızlıydı. Bu hıza erişmek neredeyse imkansızdı. Bu anlamda da dünyanın en acayip seri katillerinden biriydi işte…

Ama gazeteciler Karındeşen Can’ı görünce hayal kırıklığına uğradı. Öncelikle kadınları kandırıp tuzağına düşürmek isteyen biri olduğu söylendiğinde onun çok yakışıklı, film artisti gibi bir olduğu söylentisi çıktı ortaya. Bu yüzden de polise çizdirilen pilot resimlerin hepsi bir yönüyle bir başka film yıldızına benziyordu. Oysa bu adamın öyle bir durumu yoktu. Bildiğiniz sıradan biriydi. Tamam biraz şirin olduğu söylenebilirdi ama… Öyle bir artist havası yoktu işte.

En kötüsü de Karındeşen’in güçlü kuvvetli, atletik yapılı, sportmen biri olduğu söylentisine çok inanmıştı ve bunu takip etmişti halk. Ama yakalanan adam ufak tefek hatta göbekli, atletik ve güçlü kuvvetli olmayan herşeydi işte.

Bu kadar hayal kırıklığı çok kötü olabilirdi… Eğer Karındeşen Can otomobile doğru itilirken gazetecilere doğru dönüp “bunların hepsini sizler için yaptım sizler için” diye bağırmamış olsaydı… Hemen tüm gazeteciler cep telefonlarına sarılarak merkezi aradı. Sanki birer suç veya psikoloji üstadıymış gibi hepsi bu birkaç kelimelik cümleye saçma sapan onlarca yorum yaptı.

Polis arabasının içinde emniyet müdürü ters ters Karındeşen’e baktı. O sinirle avucunun içiyle adamın kırılacakmış gibi duran boşnunun üstündeki şekilsiz ama şirin kafasına şaplağı indiriverdi. “Bu ne demek şimdi ha?” Düpedüz insan haklarına aykırı bir hareketti müdürün yaptığı. Ama Karındeşen Can kahkahayı basıverdi. “Müdürüm tamam sinirlenme artık zaten aramızda bunun lafı bile olmaz haydi çöz ellerimi de rahat konuşalım…”

Müdür adamın özgüveni karşısında neredeyse bayılacaktı. Daha önce teröristler, banka soyguncuları, sapıklar, manyaklar görmüştü. Ama böylesi ilk kez karşısına çıkıyordu. Tam ikinci kez adama vurmak için elini kaldırıyordu ki Karındeşen bunu anlamış gibi o eline uzanarak yüzünde dostça bir gülümsemeyle tokalaştı onunla: “Tanışalım müdürüm. Benim adım Kerem. Öyle sandığınız gibi Can değil. Yarın bu saatlerde sizinle birlikte hapisten çıkıyor olacağım…”

Müdür sinirden kıpkırmızı oldu. Demek seri katil manyaklar böyle oluyordu. Bu nasıl bir kendine güven, nasıl bir şerefsizlikti… Gece vakti apartmandan çıkarken fotoğrafını çekmişti gazeteciler ama büyük bir ihtimalle adamın yüzünü görememişlerdi. Yani yüzü mor muydu değil miydi bilmelerine imkan yoktu. Yani bu gece sabaha kadar şu adamı evire çevire dövse, sonra da yakalanırken çıkan arbedede “biraz” zarar gelmiş dese… İnsanların ona inanmaması için hiçbir sebep yoktu.

Sinirinin yatışması için dudaklarını ısırdı. Karındeşen sapık neşe içinde camdan dışarı seyretmeye çalışıyordu. Bu adam inanılır gibi değildi.

“Bu akşam karınıza dikkat edin” dedi dışarı bakmaya devam ederken… “Arabadaki herkese söylüyorum bunu. Göreceksiniz bu akşam karılarınız size bugüne kadar hiç davranmadıkları gibi davranacak, benim hakkımda sorular soracaklar. Sakın ha onlara benden ve şu eğlenen halimden bahsetmeyin. Zaten inanmazlar ya, neyse. Manyaktı deyin, onu deli gibi dövdük deyin. Kadınları sizden iyi tanıyorum beyler… Sizin eşlerinizi bile…”

Bu sefer ön koltuktaki iri yarı polis dönerek adamın karnına müthiş bir yumruk attı. Karındeşen zorlukla doğruldu. Gülüyordu: “İşte böyle helal olsun kardeşim, ama bunu karına da yapmalısın zaman zaman” dedi Karındeşen.

“Hava atacağım diye bu şeresfsizle yan yana oturacağıma bir hapishane arabası bulup onun içindeki hücrelerden birine tıkmalıydım yanlış yaptım” diye düşündü emniyet müdürü. Şaka maka derken bu heriften korkmaya başlamıştı.

1.2

Geçen hafta karımı mutfakta yemeğin içine evdeki yağın tamamını boşaltırken gördüm. Benim yiyeceğim yemeğe değil kendi yiyeceği yemeğe… Bir kadın neden bunu yapmak ister? Neden kilo vermek için kazandığımız paranın yarısını diyetisyenlere harcarken bu kadar anlamsızca yağ yemek istiyor olabilir?

GizliKadinlarOrgutu.Org sitesi okur yorumu

Karakola vardıklarında hemen hemen tüm emniyet teşkilatı kapıda onların girmesini bekliyordu. Karakolun avlusuna gazeteciler alınmamıştı. O yüzden daha rahat hareket ediyorlardı artık. Karındeşen arabadan inerken hiç zorluk çıkarmadı. Apartmandan alınması ve arabaya bindirilmesiyle kıyaslandığında büyük bir nezaket içinde karakol binasına alındı. 

Kelepçelerinin binaya girer girmez çıkarılması tuhaftı. Herkes bu emrin komser tarafından verildiğini zannediyordu. Ta ki komser “kim dedi oğlum bu kelepçeleri çıkarın diye tarla mı burası” diyene kadar. Telaşla birbirine bakan gözler elindeki kelepçeleri nereye sokacağını bilemeyen genç polise kilitlendi. “Amirim yurt dışından gelen amirlerimiz söyledi kelepçeli çözmemi ben sizin emrinizle söylediklerini zannettim ve…”

Komser klasik bir göbekli, yarı babacan, filmlerde oynasa yerine tam yakışacak eski kuşak bir polisti. Eğer zaman zaman sinir patlamaları olmasa şimdiye kadar koskocaman şehrin emniyet müdürü olmuştu. Ama o bela sinir patlamaları yok mu? Tecavüzle suçlanan bir adam “ama hak etmişti” demişti de adamı komaya sokuvermişti birkaç saniye içinde. Bir keresinde adamın biri senin bana gücün yetmez demişti parasına güvenerek… Kıça atılan tekmeyle bir insanın ayaklarının yerden kesildiğini, kalçanın kırıldığını ilk o zaman görmüştü karakoldakiler.

İşte şimdi de o sinir patlamalarından birini yaşıyordu. Burnunun direğinin yandığını, ciğerlerine giden nefesin bütün vücudunu yaktığını hissetti. Tam ense kökünden yukarısı uyuşmuştu. Ciğerlerinden çıkan nefesin ses tellerine çarpamı çok hiddetli oldu: “Kim o ibneler, göster bakayım onları bana…”

“İbneler” kendi kendilerine kalabalığın arasından komserin yanına yaklaştılar. Küfürden alınmış gözükmüyorlardı. Ya gerçekten gay bir yapıları vardı, ya gerçekten yabancılardı ve anlamıyorlardı… Ya kalender ya da gerçekten bu tip şeyleri takmayacak kadar yüksek mevkiden olmalılardı. “Sakin olun amirim. Gelin arkadaşlar bu katili paketlerken biz sizinle bir kahve içelim neler olup bittiğini anlatalım…”

Komser o kadar şaşırdı ki söyleyecek bir söz bulamadı. Adamın omzuna koyduğu eli nefretle alıp aşağı indirdi ama yine de adama karşı derin bir saygı beslemişti bir anda. Sessiz bir odaya girdiler. Genelde sorgu için kullanılan, kimsenin görmemesi gereken sorgular için kullanılan odalardan biriydi bu.

“Kötü bir başlangıç yaptık” dedi adamlardan anlamsız uzun boylu olanı. “Benim adım Henry. Amerikalıyım. Ama çok Türk dostum oldu. Rahat konuşun sizi çok iyi anlarım merak etmeyin.” Evet adam sarı saçları ve griye kaçan gözleriyle kesinlikle Türk değildi. Ama birçok şey onun oldukça Türk olduğunu gösteriyordu. Komserin siniri giderek meraka dönüyordu.

“Benim adım da Mark” dedi diğer adam güleç bir yüzle. Onun aksanı gırtlaktan geliyordu. Amerikalı değil gibiydi sanki. “Ben sizin deyiminizle müdürüm” dedi gülerek. Buna komser de güldü. “Dişlerinin arasından “neyin müdürüsün söyle bakalım” diye tısladı.

“Bütün erkeklerin müdürüyüm” dedi Mark ve Henry ile beraber kahkahalara boğuldular. Komser buna gülmekle gülmemek arasında tuhaf bir noktada hissetti kendini. Aralarındaki tansiyonun yumuşadığı kesindi. Fakat içinde bulundukları durum gerçekten de çok saçmaydı. Komser bu durum ve adamlarla daha fazla itişmemeye karar verdi. Aranın yumuşaması için elinden geleni yapacaktı o da… “Benim adım Osman” dedi komser. Daha son heceyi söylemeden “koyayım da yaylan” dedi Mark ve iki adam da gülmekten yerlere yuvarlanmaya başladı.

12 yaşındaki erkek çocuk esprisiydi bu. Karakolun içine ellerini kollarını sallayarak girebilecek seviyedeki iki adamın yapacağı bir şey değildi. Komser Osman şakaklarındaki kanın beynine hücum edip orada kümelendiğini hissediyor ama bir şey yapamıyordu. Son yarım saattir yaptığı gibi sinirli bir biçimde güldü yine. Adamlar şaka yaptıklarını belli eder bir biçimde sırtına vurdular komserin. Ortam ısınmış mıydı? Isınmak ne demek cayır cayır yanıyordu.

O sırada kapı korkak bir biçimde tıklandı. Önce “geel” dedi Mark gevrek bir tavırla, hemen ardından toparlanıp pardon komserim “siz söyleyin haddimizi aştık” deyip makaraları koyverdiler yine. Kapıdan içeri saçlarını mavili beyazlı bir örtüyle örtmüş, ufak tefekkalın boyunlu ve göbekli bir kadın girdi.

O ana kadar olmamaları gerektiği kadar eğlenceli adamlar bir anda değişti. Her ikisinin de aynı anda gözleri kısıldı, sırtları dikleşti. İnsanın o en eski en ilkel haline dönmüşlerdi birkaç salise içinde. Komser Osman içeri giren kadına bakıp tepsisindeki çayları masaya yerleştirmesini söylediği için adamların tepkisini fark edemedi.

“Koy bakalım çayları masaya kızım…” diyecekken Henry gürledi: Çabuk çık bu odadan uğursuz yaratık. Kadının gözleri fal taşı gibi açıldı. Komserin ağzı kadının gözlerine eşlik etti ve şaşkınlıktan kelimenin tam anlamıyla iki parmak açıldı… Bir şey söylemeye çalıştı ama bu ani tepki karşısında ciğerlerindeki hava ses tellerine değemeden ağzından çıktı gitti. Mark masadan ani bir hareketle kalkarak kadını kolundan tutup dışarı itekledi. Şişman kadın dengesini kaybedip tek ayağı üstünde sendeledi ve elindeki tepsiyle birlikte yerle bir oldu. Tepside kalan son iki bardak gürültüyle odanın her yerine dağıldı.

Henry ne kadar gür olduğu az önce anlaşılan sesiyle ortalığı inletti: “Ben buraya kadın girmeyecek demedim mi? Bu küçücük isteğin yerine gelmesi için kimi vurmam gerekiyor? Kimi Mezopotamya’ya sürdürmem gerekiyor?..” Komser Osman bembeyaz olmuştu. “Tamam tamam arkadaşlar yok bir şey” diyerek yabancı konukları tekrar odaya soktu. Yere düşmüş kadın yerde kalçasını ve dirseğini tutarak ağlıyordu. “Kaldırın şunu ve içeri kimseyi sokmayın bundan sonra” dedi. Bugün ne kadar çok şey yaşamıştı. Ve yaşadıkları ona gününün daha yeni başladığını gösteriyordu.

Odaya tekrar girdiğinde iki adamı masada otururken buldu. Henry markası belli olmayan bir sigara yakmıştı. Mark’ın şakakları hala kocaman bir kalp gibi atıyordu. Her ikisinin de alnındaki damarlar parmak kadar olmuştu.

Osman “Ne oluyor size” diyecek oldu, Henry derin bir nefes aldığı sigarasından kocaman bir dumanı havaya üfleyerek sinirli bir şekilde cevap verdi: “Sizin ülke insanları böyle işte. Dünyaları yerinden oynatıyor ama tek bir basit emiri yerine getiremiyorsunuz. O kadar basit bir emir ki… Bu odaya kadın girmeyecek. Yanlış mıyım müdürüm?”

Osman başını kaşıdı. Ülke insanını korumakla mantıklı bir kelimeyi onaylamak arasında kalmıştı. “Ne yaptı o kadın size ki bu kadar büyük tepki gösterdiniz” diyebildi.

“Tamam komserim bu da vesile olsun size her şeyi, bizim kim olduğumuzu da anlatalım. Demin görmüş olduğunuz kadın muhtemelen altıncı sınıf bir kadındı.”

“Eğer dördüncü sınıfın altındaysa çok şaşırırım” dedi Mark. Ama sonra böldüğü için özür diler gibi bir hareket yapıp geri çekildi.

Henry devam etti: “Müdürüm siz bilmiyorsunuz ama kadınlar tehlikeli, sandığınızdan da tehlikeli. Şimdi bunların hepsi manyak. Bunların bir örgütü var gizli kadınlar örgütü diye… Bu manyaklar günü geldiğinde erkeklerin tamamını öldürerek ortadan kaldırmak istiyorlar. Ha ne zaman ortadan kaldırmak istiyorlar? Tabii ki erkeklere ihtiyaçları kalmadığı zaman. Yani erkeksiz doğum, spermsiz doğum mümkün olduğu zaman…”

“Hassiktirin lan” dedi Komser Osman ve büyük adımlarla içeri bağırdı: “Şubede kim varsa gelsin alsın bu denyoları. Biri bana anlatsın sonra bunların içeri nasıl girdiğini.” Komser gerçekten çok sinirlenmişti. Genelde böyle bağırdığında odadan içeri birileri girer gözlerini komserin göz hizasına bile getirmeden ortalıkta ne varsa toplar giderlerdi. Ama şimdi… Kimse kapıdan içeri girmedi. Kimse kapıyı çalmadı bile.

“Komserim küçükken sevdiğiniz ama ismini hatırlayamadığınız kızın adı Nilüfer” dedi Mark. Elinde acayip, bilgisayar gibi bir alet vardı.

“Kızdan hoşlanmanızın sebebi, siz bunu asla bilemediniz tabii ama annenizin gözlerinin altındaki gibi göz torbaları olmasıydı. Bir de sizinle ne zaman konuşsa sesi alçalıyordu. Siz derin hafızalı denen erkeklerdensiniz. O zamanlarda yapılan yatırım hayatınız boyunca sizin peşinizden geldi. Mesela siz lisedeyken size bakmayan o kötü kızın da gözlerinin altında torbalar vardı.Siz gıcık olun diye babanıza benzer bir çocukla çıktı ki siz bu çocuğu normalde dövebiliyordunuz ama dövemediniz üzüntüden…”

Osman Komser sandalyeye ağırlığının tamamını vererek masaya yayıldı. Gözleri büyük bir hızla sağa sola istemsiz hareketler yapıyor geçmişi “hatırlıyordu”. Bu detayları hiçbir zaman bilmemişti eğer Mark anlatmasa bilemeyecekti de… Ama bu şekilde anlatıldığı zaman anlam veremediği bir biçimde içi acıyordu.

“Ardından uzun süren bir yalnızlık dönemi yaşadınız. Ardından sizi çok sevdiğini söyleyen bir kadınla karşılaştınız. Hiçbir yönüyle sizin kafanızdaki rüya kadın kavramıyla örtüşmedi. Ama size gösterdiği ilgi yüzünden bir şekilde ona empati beslediniz ve onunla birlikte oldunuz. Ardından hayallerinizi süslemeyen bir evlilik yaşadınız. Evlenmenizin üstünden daha bir yıl bile geçmeden karınız kilo aldı. İkinci yılınızı doldurmadan kucağınızda çocuğunuz vardı. Ardından karınızla şiddetli kavgalar yaşamaya başladınız ve şu anda eve bile gitmek istemiyorsunuz. Bu arada anlayamadığınız bir biçimde tüm kadınlar öncesinde hiç olmadığı kadar size ilgi göstermeye başladılar. Siz ailenizin size öğretilerini takiben tabii ki bu kadınlara yan gözle dahi olsa asla bakmadınız. Ama bu yoğun ilgi yüzünden önce kendinizden sonra doğal olarak karınızdan nefret ettiniz. Şu son 7 – 8 aydır seks ile ilgili bir şey düşünmüyorsunuz bu da sizi olduğunuzdan daha asabi bir insan haline getirdi…”

Komserin gözleri dolmuştu. Karşısındaki insanın ne olduğunu tam olarak bilemiyordu. Her nasılsa aklından ilk geçen şey bu adamların CIA gibi yabancı bir gizli örgütten geldiği, amaçlarının da Türk birliğine dirliğine zarar vermek istedikleri oldu. Öyle ya bu kadınları öldüren adam da olsa olsa ajandı ve Amerika’nın adamıydı. Hemen slahını çekip bunları şuracıkta öldürebilmeliydi…

Mark devam etti: “Aslına bakacak olursak sizin göbeğinizin de müsebbibi yine karınız. Hiç merak etmediniz değil mi daha az yiyip daha çok hareket ederken nasıl göbeğinizin ama sadece göbeğinizin neden daha da şiştiğini… Çünkü karınız yemeklere zukal otu adını verdikleri, çarşıda pazarda satılmayan ama her yerden kolayca toplayabileceğiniz bir madde katıyor. Bu madde ne yaparsanız yapın şişmanlamanıza neden olur. Hiçbir tahlilde gözükmediği gibi tıbbi yollarla bunun verdiği şişkinliği önleyecek herhangi bir ilaç da yok.”

“Elimdeki notlarda sizin genel geçer seks oyunlarıyla vurulacağınız yazılı. Yani işin içine ileri cadılık teknikleri katmışlar. Farkında değilsiniz siz ama sabah buraya geldikten sonra içtiğiniz çayın içinde koonu tozu var. Çayla aynı renkte ve tatsız olduğu için siz fark edemiyorsunuz. Ama aslına bakacak olursanız bu erkek aklının henüz tahayyül edemediği bir afrodizyak. 12 saatlik ömrü var. Belirgin bir ereksiyon sağlamadan arzu duymanızı sağlıyor. Kadınlara karşı arzu hissediyorsunuz, bunun için onlara iyi davranıyorsunuz. Ama ortada bir ereksiyon durumu olmadığı için sekse dönebilecek ortam olmuyor.”

“Kim bunlar lan?” dedi komser Osman. Ağlayacaktı nerdeyse. Adamlar onun hayatını o ellerindeki acayip aletten okuyup bitirmişlerdi. Söyledikleri her şey kendine bile itiraf edemediği şeylerdi.

“Bunlar dediğimiz kişiler…” dedi bir süredir dinleme moduna geçmiş, konuşmaya katılmayan Henry “Bunlar az önce buradan kovduğumuz çaycı, sabah sizi evden uğurlayan karınız. Evden çıkarken her sabah sizin sözde rastlantı eseri asansörde karşılaştığınız sekizinci kattaki komşunuz, geçen hafta Perşembe günü önünüze kırıp sizden özür dileyen ama sizi ölümüne korkutan kadın şoför, kapıda duran kimlik soran ve her akşam size gülümserken sebebini bilemediğiniz bir biçimde içinizi bir hoxş eden kapı görevlisi bayan polis…”

“Yani tüm kadınlar” dedi Mark. “Yani Gizli Kadınlar Örgütü!..”

No responses yet

Trackback URI | Comments RSS

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.