Jun 07 2009
Gizli Kadınlar Örgütü Tarihi
Tarihsel süreç neredeyse bir roman gibiydi: Kadınlar her daim tarih akışının içinde bulunmuştu. Ya sultanın gözdesi haremlikleri olmuşlar ya da kralın yanında, akıl danıştığı yatak arkadaşı. Bilimsel gelişmelerin arkasında hep onlar vardı ama asla isimleri ön plana çıkmıyordu. Tarih boyunca bilimsel bir gelişmeye önayak olup adı tarih kitaplarına geçen çok az sayıda kadın vardı. Bunun da mantıklı bir açıklaması vardı aslında: Onlar sürekli gölgede kalmak istiyorlardı. Ne kadar zeki, ne kadar planlı ve programlı olduklarının kimse tarafından bilinmemesini istiyorlardı. Hep narin, hep salak yaratık imajı uyandırmaya çalışmışlardı ki öğretilerinde bunun yollarından bahsediliyordu uzun uzun.
Binlerce yıl süren çabaları sırasında farklı teorilerle hareket etmişlerdi. İnsanlığın yarısından kurtulmak o kadar kolay verilebilecek bir karar değildi: Önce erkeklerin kontrollü bir biçimde çoğalmaya yardım ederek köleleştirilmesi söz konusu oldu. Erkekler buna kolayca ikna olmadılar tabii ki. Müthiş savaşlar yaşandı. Karısının söylediği gibi bu ilk çatışma Ortadoğu ve Asya’da yapıldı. Savaş meydanlarından evlerin tuvaletlerine kadar uzanan müthiş, kıyasıya, inanılmaz derecede hainlikle dolu bir savaş yaşandı. Erkekler bu savaşı kıl payıyla kazandı. Eğer kadınlar bu küçük farkla savaşı kazanmamış olsaydı, ki kaybedilmesindeki temel etken o zamanlar kadınlar arasındaki iletişimin o zaman şartlarına göre yeterince iyi sağlanamamış olmasıydı, bugün erkekler kafeslerde yaşayan primatlardan farklı olmayacaklardı.
Bu savaşın ardından erkekler ve kadınların yolları çok farklı biçimlerde ayrıldı: Erkekler kadınları ikinci sınıf yaratıklar gibi görmeye başladı. Onları mümkün olduğunca ezip evlere hapsettiler. Kendileri bir kenarda otururken onları tarla ve ev işlerinde kullandılar. Mümkün olduğunca silahtan uzak tutarak narin bir yapıya kavuşmalarına neden oldular. Eski yazıtlara göre kadınların omuz genişliği bundan binlerce yıl öncesine göre en az 4-5 santim daraldı. Belki de erkeklerin kadınlar üstünde kazandığı en önemli (ve tek) zaferlerden biri de buydu.
Kadınlar bu olanların unutulmasını sağlamak için asırlar, kuşaklar boyu çalıştılar. Hatta bir rivayete göre yazının bazı bölgelerde gelişmemesinin sebebi olarak bu gösteriliyordu. Kadınlar tarihi hafızayı bir şekilde manipüle etti.
Yine de kutsal kitapların hemen hepsine kadınlar, ikinci sınıf yaratıklar olarak geçti. Buna ikinci sınıf demek çok doğru olmaz belki ama, erkekler kadar hak sahibi oldukları söylenemez. En büyük dinlerin hiçbirinin içine yetkin din görevlisi olarak kadınlar alınmadı. Bir şekilde erkekliğin yaşamasını sağlayan temel etkenlerden biri de bu oldu.
Kaba kuvvetle işini halledemeyen kadınlar işi biraz daha şeytanlığa döktü: Ortaçağa girilirken kimya ve simyanın sırlarını keşfeden kadınlar, kimyasal yollarla erkeklerin üstesinden gelmenin yollarını araştırmaya başladı. Gerçek hayattan koparak inzivaya çekilen kadınlar insanlardan mümkün olduğu kadar uzağa giderek doğanın içinde aldıklarını erkeklere karşı kullanmanın yollarını aradı.
Erkekler, yarattıkları erkek egemen toplulukta bunun farkına geç de olsa vardılar. Dünyanın tüm toplumları, bu tür araştırmalar yapan kadınlara “cadı” etiketini vurdu. Bu kelimenin dünyanın her dilinde korkulacak, nefret edilecek ve avlanacak kadın anlamına gelmesi, erkeklerin kendi aralarında kurduğu kusursuz iletişim sayesinde değil, tamamıyla şans ve kadınların kötü iletişimi yüzünden olduğunu belirtmek yanlış olmaz. Kadınların yazıtlarında yüzyıllarca cadıların insanlara iyilik yapmak için, tamamıya tıp amaçlı kişiler olarak lanse edilmemesinin ne denli büyük bir hata olduğu tartışıldı.
Bu çabaların sonuçsuz kalmasının ardından yakın çağda kadınlar arasına nihai bir aydınlanma dönemi yaşanmaya başlandı: Erkekler düşman olarak fazlaca ciddiye alınmışlardı. Onları alt etmek için on binlerce yıl beklenmişti belki ama bu soyu ortadan kaldırmanın tek yolu sosyal ve psikolojik değerleri kullanmaktı.
Önce geçmişten gelen kadın düşmanlığı, modernizm dalgasıyla ortadan kaldırılmaya çalışıldı. Kadınlar, ezilen yaratık imajıyla erkeklerin dünyasına girdi. Onlar duygusal, onlar hisli ve narin yaratıklar olacaklardı. Neden ezildiklerini unutturduktan sonra bunu yapmak, hele kadınlar gibi büyük stratejistler için çocuk oyuncağı olacaktı.
19. yüzyılın sonlarında ortaya konan kadın hakları hareketiyle ince kadın sesi, yükselmeye başladı. Çalışma hakkı, seçme ve seçilme hakkı gibi kavramlar, geri dönüşsüz bir biçimde insanoğlu gündemine girdi. Erkekler kendi aralarında Mason Locaları, Lordlar Kamarası gibi kapalı gruplarla buna direnmeye çalıştıysa da başarılı olamadılar. Zira kadınlar, evin ekonomisini ele geçirmişlerdi.
Aynı anda dünyanın tüm kıtalarında ortaya çıkan ekonomik kriz; erkekleri, hatta en paranoyak tarihçileri bile şaşırtmadı. Evdeki ocağı kadınlar kaynatıyordu. Ocağa fazladan atılan odun, yemeğe fazladan konan yağ, kesilirken ziyan edilen etler gözden kaçan kriz faktörleriydi. Elbette ki bir tarihçi çıkıp kadınların evde yarattıkları müsriflik yüzünden dünya ekonomik krize girdi dese onu topa koyarlardı. Bütün bunlar arka arkaya geldiğinde inanılmaz bir krize neden oldu. Sanayileşme yolundaki toplumlar mevcut kriz döneminde o kadar çok derde boğuldu ki, kadınların haklarını verip vermemeyi bile es geçti. Ardından meydana gelen dünya savaşları sırasında erkek nüfusun büyük bir çoğunluğu öldü, sakat kaldı, en azından psikolojik olarak tamamen kontrolden çıktı. İş dünyası bunun için kadınlara istemeye istemeye muhtaç kaldı.
Erkeklerin özel hayatına giren kadınlar yavaş yavaş üstünlüğü ele geçirdi. Çocukluklarından itibaren erkeği şekillendiren kadınlar bunu seks hayatından iş hayatına kadar her noktaya kaydırdı. Erkekler birbirleriyle kıyasıya mücadele ederken, kanlı bir rekabete giderken; kadınların kendi aralarında dayanışmaları onları siyasetten iş dünyasına kadar çok önemli noktalara getirdi.
İş alanında alt edilemeyen erkekler diğer noktalardan vurulmaya başlandı: Örneğin kadınlar istedikleri an, istedikleri kişiyi iktidarsız hale getirmenin yollarını çok iyi biliyorlardı. O da yetmezse etrafındaki bütün kadınları çekip onu yalnız bırakıyor ve bunalıma sokuyorlardı. O olmazsa güzel bir kadınla tanıştırıp, inanılmaz güzellikler yaşatıp sonra bir anda bu güzellikleri elinden alıyorlardı.
Kadınlar erkek hayatının tamamına hükmedebilecek bir yeterliliğe, 1900’lü yılların ortalarına gelmeden sahip oldu. Ve sonra beklemeye başladılar… Birinin erkekler olmadan doğum yapılmasını icat etmesini beklemeye başladılar. Ve o gün… Çok yakındaydı artık.
Leave a Reply
You must be logged in to post a comment.